1993 yılından Göteborg-PSV arasında oynanan maçta, Michael Nilsson'un attığı gol gelmiş geçmiş en iyi 50 gol arasına girmeyi başardı. Barajın sağ üst köşesinde vurduğu fasolu vuruş baraşın arkasını dolanıp sol alt taraftan gol oluyor. Şahane bir faso ve aynı zamanda sert bir vuruş... Acaba topu oraya mı atmak istedi?
Maradona'mısın?
15 Kasım 2009 Pazar
Norveç'in 2. lig ekiplerinden Mjondalen'li Hansen; Maradona'yı anımsattı.
Kendi sahasında, kaleciden aldığı topu, ağır sahada gayet süratli sürüp, güzel bir gol attı
"Ayıboğan Servet"
13 Kasım 2009 Cuma
İngiliz sport.co.uk sitesi 'dünyanın en ilginç 10 lakabı' sıralamasında Galatasaraylı, milli stoperi ilk sıraya aldı.
Almanya 1 numarasına ağlıyor...
12 Kasım 2009 Perşembe
Psikolojik sorunları vardı. Bu konuda profesyonel destekte alıyordu. Hemde uzun süredir
Aslında binlerce kimsenin olmak istediği yerdeydi. Başarılıydı; bu yüzden Alman milli takımın 1 numarsına kadar yükselmişti, bu yüzden 1 numara takımlardan Barcelona onu 1 numarsı yapmak istemişti.
Ama o kafayı başardıklarından, kazandıklarından çok; başaramaya takmıştı. Tuttuğu toplar değil de tutamaycağı toplar kafasını meşkul ediyordu. Bu kaybetme psikozundayken birde kızını kaybetince; kaybetme korkusu büyüdükçe büyüdü. En sonunda kendini tamamen kaybetip; hayatını tutmaktan vazgeçti; bu son golü yiyip, bir daha gol yememiyi seçti...
Futbol takımında 10 kişi topa ayaklarıyla vurur, koşturur dururlar, sadece kaleci direklerin dibinden ayrılmaz,ayrılamaz; oyun diğer kalaye yığılsa bile o bekler; ne olur ne olmaz, beklemektir onun işi. Çünkü; onun tutuğu toplar değil; tutamadığı toplar sayılır. Psikolojisi sağlam değilse, kendine güveni tam değilse; bir kalecinin kaybetme korkusuna kapılmaması, topu tutamama vehmine tutulmaması hiçten bile değildir.
Ne diyelim; kötü bir gidiş; Allah (c.c.) kimseye vermesin böyle ayrılık. Giden içinde, geride kalan içinde; kötünün kötüsü...
Stada giderken yanınızda ne götürürsünüz?
11 Kasım 2009 Çarşamba
Bir düşünün büyük bir maçı izlemeye gidiyorsunuz, o maçta Chelsea - Manchester United maçı. Hani şu Chelsea'nin MANU'yu 1-0 yendiği maç. O maç giderken yanınızda ne götürsünüz?
Belki; Su, içecek, bir kaç atıştırmalık, hatta sarma, dolma...
Belki, maç başlamadan, beklerken okumak için bi şeyler.
Hatta; rakip taraftarlar için sopa, döner bıçağı, bilimum saplayıcı ve yaralayıcı alet edevat...
Aklınıza başka ne gelir? Şunuda cebibe koymalıyım, çantada bulunsun dediğiniz; herhangi bi şey?
Yoksa...
Videoyu izleyenin, görün, bir daha maça giderken, yanınıza almayı unutmayın...
Sakın ahh... Aman diyeyim...
Tuncay, Tuncay olalı böyle zulüm görmedi!
09 Kasım 2009 Pazartesi
Premier Lig'de Stoke City, Hull'a 2-1 yenilirken milli futbolcumuz Tuncay Şanlı, futbol kariyerinin en büyük şokunu yaşadı. Oyuna
giren Tuncay, sadece 7 dakika sahada kaldıktan sonra kenara alındı.
Hull deplasmanında Etherington ile öne geçen Stoke, Olofinjana'nın golüne engel olamayınca skor 1-1'e geldi. 81. dakikada Fuller'in yerine oyuna giren milli futbolcumuz, takımının galibiyet umuduydu. Ancak 86. dakikada defans oyuncusu Faye'nin kırmızı kart görmesi, Tuncay'ın Ada kariyerinin en zor dakikalarının başlamasına sebep oldu. Stoke'nin menajeri Tony Pulis, 88'de Tuncay'ı alıp yerine Wilkinson'ı sahaya sürerken, herkes şaşırdı. Galibiyet için oyuna alınan yıldız futbolcu, sinirli bir şekilde soyunma odasına gitti ama Pulis'in bu hamlesi takımını kurtarmaya yetmedi. 90. dakikada Hasselink, Hull'a 2-1'lik galibiyeti getiren gole imza attı.
***
En kötü karar bile karrasızlıktan iyidir. 81. dakikada galibiyeti düşünürken; 88. dakikada skoru koruma telaşıyla, oyuna yeni giren futbolcunu da refüze ediyorsun. Bunun adına tıp dilinde panik atak denir. Hiç mi çıkacak oyuncu yoktu. 2 dakika yokluğu hissedilmeyecek bir oyuncu mesela. Muhakak incelesek bu iki daaikada ayağına top değmemiş bir oyuncu bile çıkabilir!
Anlaşışıyor ki bu hoca bizim çocuğu gözünde silmiş...
Bu sezon, bu hocayla senin için bitmez Tuncay'ım!
‘1 dakika ile Barış’ı kaçırdık!’
Maçı seyreden herkes Barış'ın kırmızı kartı yiyeceğini tahmin etti. Bunu anlaşılan Hoca'da görmüş. Açık açık demiyor ama yerine kimi koyacağına karar veremedi bence, bir kumar oynadı ...
Barış çift yönlü oyunda olan bir futbolcu. Ofansif yönüde, defansif yönüde var. Gol beceriside olan, golü kovalayabilen bir oyuncu. Arda'nın golünde atak onunla başlamıştı. Hoca'nın iki seçeneği vardı Barış'ın yeri için; ya sadece ofansif oynayan Eleno, ya defansif yönü ağır basan ve sakatlıktan yeni çıkan Linderoth?
Aslında Barış ikinci sarıyı agresifliğinden değil, kusura bakamsın salaklığından yedi. Gereksiz bir topa el ile oynama. Birinci sarıyıda dilinin belasına yemişti. Birinci sarıyı yedikten sonra birazda Diyarbakırlı Futbolcular, Barışı Provöke etmeye çalıştı. Özelikle bir pozisyonda Tolga, Penaltı bekleyen Barışı iterek "birer sarı yiyelim sende ikinciden kenara gidersin" diye düşündü ama Hakem olayı gereçkten iyi süzdü. Ben maçtan günlerce önce bağırıp, sızlayan, ağlayan Diyarbakırlıları üzmemek için Barışıda kart göstereceğini düşündüm fakat Tolga Özkalfa beni yanılttı!. O kart gelseydi Galatasarayın işi o zaman zorlanırdı maç henüz 1-0 idi. En azından gole ihtiyac yokken geldi ikinci sarı ve kırmızı.
Hoca'ya, neden Barışı çıkarmadın diyenler, maçı iyice analiz etsin, kendilerini onun yerine koyarak düşünsün ve konuşsun lütfen. Uzaktan gazel okumak kolay. Barışın en agresif olduğu ve provöke edildiği zaman Galatasaray 1-0 mağlup, yukarıda bahsettiğim gibi; Eleno ve Linderoth arasında nasıl bir tercih yapacaktı. Maçın bütününü düşünün; bence Hoca kumar oynadı Barışı oyunda tuttu ve kazandı!
10 Numara Maç!
Önce 81. dakikada Lisandro farkı bire indirdi. Ardından Heinze'nin eline çarpan top sonucunda Lyon, bir penaltı kazandı ve Arjantinli skora dengeyi getirdi. 90. dakikada 10 dakika önce maçı kaybettiğini düşünen Lyon, adeta altın buldu. Pjanic'in hazırladığı pozisyon sonunda Bastos, ev sahibini öne geçirdi. Ancak 93. dakikada Lyon defansı inanılmaz bir hata yaptı ve Mbia maçın sonucunu 5-5 olarak belirledi.
İnanılmaz bir gol düellosuna sahne olan mücadele 5-5 sona ererken, bu karşılaşmanın en karlı takımı Bordeaux oldu.
Penaltı üzerine bir çeşitleme.
08 Kasım 2009 Pazar
5 Aralık 1982'de oynanan Ajax - Helmond Sport maçında efsanevi futbolcu Johan Cruyff, ilginç bir penaltı golü kaydetti. Maçı da Ajax 5-0 kazandı.
Johan Cruyff alışılmışn dışınd apenaltıyı direk kaleye vurmaktansa bir takım arkadaşına pas olarak kulanıyor. Arkadaşı kaleciyle karşıkarşıya kaldığında tekrar Cruyff'a topu vererek boş kaleye atmasını sağlıyor.
Topa ikinci olarak müdalehe eden futbolcu, atış kullanılmadan önce ceza sahası dışındaysa ve bu paslaşma esnasında ofsayta dikkat edip pası alan futbolcu daha gerideyse; gol geçerli olur ki, hakemde bunu yapıyor.
Biraç kulağı ters koluyla göstermeye benziyor ama unutlmazlar arasına giriyor bu pozisyon. Normal kulanılmış bir penaltı olsaydı maçın 5. golünü, hemde bir penaltı gölünü kim hatırlardı.
Topu iğne deliğinden geçirdi!
Bir İspanya derbysi vardı, bu hafta. Atletico Madrid - Real Madrid. İki Madrid takımının karşılaşmasında; derbye yakışan bir futbol oldu. Gecenin futbol adına en güzel hareketi; Real Madrid'li Marcelo'nun attığı ikinci goldü.
İzleyemenler vetekrar izlemek isteyenler için golün videosu...
Ercan Saatçi ve Metin Özülkü'den Galatasaray'a küfür.
01 Kasım 2009 Pazar
FB TV'de Program yapan Fenerbahçeli sanatçı! Ercan Saatçi, Metin Özülkü'yü konuk ederken programa, söz Galatasaray derbysinden açılıyor ve iki sanatcı! Galatasaray televizyon ekranından küfür ediyor. nerede olduklarını ilk farkeden Metin Özülükü oluyor, "bu küfürleri yayınlamayacaksınız değilmi, bayan izleyecilerde vardır, ayıp olur gibisinden" konuşuyor. Ercan Bey! de çek etmek maksadıyla arkasındaki set ekibine dönüyor.
Yani sadece bayan izleyicilere ayıp olur öyle mi? Yüzyıllık derbiyide kahvehane muhabetine çevirdiniz ya ekrandan helal olsun size.
İnternette, Galatasaray forumlarında olay çok büyük yankı buldu. Papazın çayırında yapılanlardan sonra, bu küfür üstüne tuz biber ekti.
Bütün bunlarn sorumlularının kim olduğunu herkes çok iyi bilyor.
Keita'ya atılan suyu bile Galatasary taraftarı attı diyerek sıyrılmaya, zihin bulandırmaya çalışan fenerbahçe medyası acaba nasıl bir yöntem izlyerek aslında bu küfürleri Galatasaraylılar etti ekrandan diyecekler çok merak ediyorum.
Derler derler, onlar bir yolunu bulur derler.
Görmemişin Alex'i olmuş, tutmuş şeyini koparmış!
29 Ekim 2009 Perşembe
Spor medyasında bir yaygara;" Dunga Alex'i neden milli takıma almıyor! Derbyi izlemedimi." babından bir dizi Alex şaşası... Hatta; " Dunga kör, uzağız göremiyor!" diye yazanlar bile oldu..
Dunga uzağı göremiyor diyenler, bi doktora gitsinler önce onlarda yakınını burunlarının dipini göremiyorlar...
Allah aşkına Alex ne yaptı bu maçta? 2 gol attı diyeceksiniz. Birinicisi ofsayt, ikincisi penaltıdan...
Başka...
Hadi söyleyin maçın neresinde vardı? Hile yok ama! Vicdanınız sesini dinleyerek söyleyin. Ah birde gözlükleriniz takarak seyredin maçı lütfen...
O maçı Alex almadı.
O maçın etkenleri bambaşka, çoğuda psikolojik...
5 en iyi Frikik
27 Ekim 2009 Salı
Futbol tutkunları için seyretmesi her zama çok zevkli olan aksiyondur, "frikik"... Futbolcu ne kadar güçlüyse, ne kadar topa hakimse o kadar çok zevk verir seyirciye. Frikikte topa hükmeden bir ayakatan çıkan sert bir şut sonucu oluşan gol; seyri zevkini tamamlar...
Kapıdan Sedye
Avrupa birliği ülkesi İspanyadan 2. lig manzarası. Sahada setye yok. Bir kapıyı söküp geliyorlar.
Bizde olsaydı; kapı sökülmezdi. Bir kişi bacaklardan, bir kişide omuzlardan tutup, karga tulumba götürürdük. Biz daha hızlıyızdır bu konuda :)
Kayahan'ın "Mor Menekşe Pişmanlığı"
Radyospor'a konuşan Kayahan "Keita atılmasaydı belki Galatasaray daha iyi bir maç çıkarabilirdi. Maalesef atıldı ve maç orada bitti. Galatasaray’la Fenerbahçe arasında 5 puan fark oluştu. Bu da pek hoş olmadı. Beni üzen de benim, “Mor menekşe” adlı şarkımın Fenerbahçe tribünleri tarafından kullanılmasıydı.
Fanatik bir Galatasaraylı değilim fakat tabii ki üzüldüm. Ama Fenerbahçe daha iyi oynadı ben de bu nedenle onları kutluyorum. Biz bir takım gibi olamadık. Sonuç olarak da mağlubiyet geldi." dedi.
***
İronik bir durum aslında; Galatasaraylısınız ama ezeli rakibiniz sizin eserinizi kullanıp, çok sevdiğiniz takımınıza hakaret ediyor... Bunun tam tersi Fenerbahçeli bir sanatcı içinde geçerli...
Hukuk devletiyiz ama bunu engelleyen bir kanun olduğunu sanmıyorum... Sanatçıların telif hakkı sorunları bile çözülemedi doğru dürüst...
Büyük olasılıkla şimdi Fenerbahçe taraftarının hedefinde Kayahan bile olur, bu demeçten sonra! Belki başka bir Kayahan şarkısıyla!
Öpeyimde Geçsin!
Hakem Bünyamin Gezer, Fenerbahçe kulüp doktorlarını tedavi için sahaya davet etti. Doktor Ertuğrul Karanlık, Brezilyalı futbolcunun kafasına önce buz tedavisi uyguladı. Karanlık ardından şaşkın bakışlar arasında eğilip Roberto Carlos'un yüzüne bir öpücük kondurdu. Brezilyalı futbolcu da bu öpücüğün ardından ayağa kalkıp oyuna döndü.
Belçika gazeteleri bu olayı "Türkler Roberto Carlos'u öpücükle tedavi etti" diye yorumladı.
(Milliyet 27-10-2009)
***
Maç 2-1, Galatasaray'da üstündeki tutukluğu biraz atmış gibi 2. yarı, ataçağı bir gol Fenerbahçe'de strese sebep olabilir. Bu ortamda Keita gibi bir rakip oyuncuya kırmızı kart göstermek, gol kadar sevindiricidir Fenerbahçe tarafında. Doktorda sonuçta taraftar.
Eh Hipokrat yemininde de yoktur "rakibine kırmızı kart gördüren futbolcu öpülmez" diye bir şey...
Yine olmadı!
25 Ekim 2009 Pazar
Uubatlı Souness: "Bayrak dikilebilir"dedi.
24 Ekim 2009 Cumartesi
Şükrü Saraçoğlu Stadındaki her Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında gündeme gelir bu bayrak olayı. Bir Türkiye Kupası finalinde son dakikada Saunders’ın gölüyle maçı kazanınca büyük bir Galatasaray bayrağını kaptığı gibi Papazın Çayırının orta yerine dikmesi; bayrak olayını aşmış, bayrak krizine dönmüştür.
Kolay değil ev sahibi takım daha oraya kendi bayrağını bile dikmemiştir. Sen gel can düşmanın bayrağını Cumhuriyetinin yegane çayırında dalgalanmasını seyret...
Koyar kimi adama... Normaldir...
Kimi adamda zevkten dört köşe olur... O daha çok normaldir!..
Çünkü biz daha çokuz:))
İşte şanlı bayrağımızın, Ulubatlımız tarafından dikilip, Papazın Çayırında sarı kırmızı bir gül gibi açtığı anın videosu...
Japonyada yılın golü!
Japonya'da bir futbol müsabakasınd aoyun durmuş, top kenara geliyor, sağlık görevlileri kenarda koşturuken süper bir vole ve gol. Sırp teknik direktör Dragan Stojkovic, yaklaşık 50 metreden mükemmel bir gol attı, stattaki taraftarlar ayakta alkışladı.
Liverpool Balonu!
23 Ekim 2009 Cuma
Liverpool defans balono adam markajı yapmayınca; Sunderland'lı Bent'in asistiyle balon golünü yaptı... :)
Sergen sen hangi maçı seyrettin?
Galatasaray _ Dinomo Bükreş maçı bitmiş, NTV Spor'da Serden Yalçın ve Mustafa Doğan engin futbol kültürleri ışığında maçı yorumluyorlar... Söz Sergen Yalçın'a geldi. Hazret " Elanoy'la Mustafa Sarp yan yana oynar mı?. Mustafa ne yapsın tek başına orta sahada , onun yanına Ayhan, Mehmet Topal, yada Barıştan birinin oynaması lazım. Ortada en az iki ön libero olması lazım" mealinde sözler sarft etti...
Yahu arkadaş sen hangi maçı seyrettin, biz hangi maçı?
Birincisi Takımın kaptanı kimdi?
Kolunda kaptan koluğu olan, sarışın tıknaz oğlanın, formasında Ayhan yazmıyor muydu? Mustafa Sarp'ın Partneri bu değil miydi?
Hatta Mustafanın yanında oynasın dediğin, Mehmet Topal ismi; az geride duran uzun saçlı oğlanın formasının arkasında yazmıyor muydu?
Maç 4-1 iken dakika 80 kusür, O sarışın tıknaz oğlan, arkasında rakamla 18 yazan oyundan alınıp yerine, formasında Barış yazan genç girmedi mi? Hani senin Mustafanın yanında oynamasını istediğin isimlerden biri; Barış Özbek!
Allah aşkına biri söylesin yoksa ben mi başka maç izledim, Sergen Yalçın mı?
3. ihtimali; yani ikimizinde aynı maçı izlediğimiz ihtimalini düşünmek çok vahim çünkü.
Bu maçı izleyeceksin ve "Elonoyla, Mustafa Sarp yan yana oynar mı" diyeceksin?
***
Sergene dipnot: Elano Blumer isimli Alman menşeili Brezilya pasaportlu gencin; forma numarası rakamla (9) ve yazıyla da arkasında "ELANO" yazıyor. Mustafanın yanınadaki sarışın tıknazın kim olduğunu yukarıda yazdım.






